Gözleri çocuk hala.Mavi mavi,çakmak çakmak gözleri…Hala beş
yaşındaki bir çocuk.Kenar mahallenin çamurlu sokaklarında üstünü başını
batırmış bir çocuk.Üç tekerli bisikletiyle atlaslarda,sonsuz hayaller
dünyasında kaybolan bir çocuk.Sorarsan ona ayakları yere değsindir.Oturduğu
divanın ucuna ucuna oturur bu yüzden.Yine de değmez ayacıkları bir türlü
yere.İşte çocuktur en fazla.Kimsenin görmediği bir çocuk.Gizlinin saklının
yanında hiç umursanmadan konuşulduğu bir çocuk.Kara kışın sıfatına yakışır
günlerinde sobanın kıyıcığına sokuluvermiş,yanakları al al bir çocuk.İlk ritm
derslerini sobanın üzerine dökülüp patlayan su damlacıklarından alan.Pencerenin
buzunu minicik elleriyle çözemeyince nefesindeki sayısız hohlamaya bırakan bir
çocuk.Güç bela açtığı aralıktan serçe kuşlarının haline acıyan bir çocuk.Keşke
içeri alıp da yüreğinin sıcağına koyabilsem diye düşünen çocuk.Kavak ağaçlarının
boy verdiği,gri gökyüzüne mavi gözleriyle
can vermeye çalışan mini mini bir çocuk…
Şimdi gözleri hala çocuk.Adam olmuş yüzünde büyümemiş bir
çocuk selamı.Ayacıkları yere değen,sobanın huzur veren sıcağını arayıp duran o
çocuktan,çocukluktan geriye kalan bir çift derya deniz göz.Kim bilir hala
çocuk,hep çocuk…
Bir ben kaldım şimdi
Tek yakın bana
Ama ben eskiden de
Hep böyle
Yalnız çıkardım yola...diyen Metin Altıok'u
"hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
yarım kalmış
duvar yazıları
hoşça kal
bir gün gelecek
akacak yeraltı suları
hoşça kal
yakut, bezirgan, gön
hoşça kal eski zaman
aktarları
gidiyorum
bu şehri bu yağmuru
bu düşleri
bu aşkı bu kavgayı bu kederi
size bırakarak diye bizi sözcüğün büyüsüne kaptıran Behçet Aysan'ı
Dünya dünya yalan dünya
Beni benden alan dünya
Haksızlara kalan dünya
Zalımlara kalan dünya
Tatlıdır içilir suyu
Kimseye benzemez huyu
Nice Muhlis Akarsu’yu
Yedin yine doymadın mı
Dünya dünya yalan dünya
Beni benden alan dünya
Haksızlara kalan dünya
Zalımlara kalan dünya sazını,sözünü birleştiren Muhlis Akarsu’yu
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin
Nesimi der ki ey füze yapanlar
Acımasız zalim cana kıyanlar
Bırak ey yaşasın bütün insanlar
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin'le kendi celladına bile barış eli uzatan Nesimi babayı....
Ekildik, toprak olduk
Çekildik, bayrak olduk
Döküldük, yaprak olduk
Geldik bugüne
Ekmeği bol eyledik
Acıyı bal eyledik
Sıratı yol eyledik
Geldik bugüne
Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Ya nasıl kıyarız insana
sözlerini o güzel sesiyle dillendiren Hasret Gültekin'i...
Ve kaybedilen,kaybettirilen
diğer
insanlarımızın maruz kaldıkları insanlık dışı hareketi dün yüzsüzce tozlu raflar ardına kaldırdık.Evet ortaçağ'ın engizisyon mahkemelerine ürkerek bakan bizler sadece 19 yıl önce kameraların neredeyse canlı yayına geçeceği bir zamanda 37 insanın yakılarak öldürülmesini seyrettik.Şimdi de son görevimizi yaptık.Madem siz yandınız davanız da yansa,yok olsa ne çıkar?Çünkü yüreklerin kulakları sağır değil mi?
Gidersen daha da kararır dünya
Güneş daha soluk doğar ve ısıtmaz olur kimseleri
Gidersen değişir yağmurun olmayan rengi
Süzülür sokaklardan belki eskisi gibi
Mis gibi kokan ekmekler için bekleşen insanlarda olmaz
Başlarında bere, ellerinde eldiven
Küçük çocuklar da yapmazlar artık sevimli kardan adam
Gidersen serçeler uğramaz olur pencereme
Koyduğum ekmek kırıntıları öylece kalıverir
Sokak kedileri sırnaşmaz artık ayaklarıma
Uzun uzun uluyan sokak köpekleri
Uğramaz olur semtime
Gidersen ben …
Ama kalırsan
Güneş gülücükler dağıtır insanlara
Toprağı doyurur o güzelim yağmur
İnsanlar sevgiyle bakar birbirine
O yanakları kırmızı çocuklar
Büyüdüklerini düşledikleri hayaller kurarlar
Penceremin müdavimi serçeler boncuk boncuk oluverip toplaşırlar
Biraz sohbet ederiz anlatırlar her şeyi…
Kalırsan eğer gitmezsen yeni bir dünya kurulur hemen
Umuda ve sevgiye dair ne varsa dile gelir
Şarta dair ne varsa sökülür arkandan
Gerisin geriye gelir…
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya Ona sorarsanız: ´Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...´ Bana sorarsanız: ´On senesi ömrümün...´ Bir kurşun kallemim vardi, ben içeri düştügüm sene Bir haftada yaza yaza tükeniverdi Ona sorarsaniz: ´Bütün bi hayat...´ Bana sorarsanız: ´Adam sende bi hafta...´ Katillikten yatan Osman; ben içeri düştügümden beri Yedibuçugu doldurup çikti. Dolaşti dişarda bi vakit, Sonra kaçakçiliktan tekrar düştü içeri, alti ayi doldurup çikti tekrar. Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocugu olacakmiş baharda...
Şimdi on yaşina basti, ben içeri düştügüm sene ana rahmine düşen çocuklar. Ve o yilin titrek, uzun bacakli taylari, Rahat, geniş sagrili birer kisrak oldu çoktan. Fakat zeytin fidanlari hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açilmiş uzaktaki şehrimde, ben içeri düştügümden beri... Ve bizim hane halki, bilmedigim bir sokakta, görmedigim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdi ekmek, ben içeri düştügüm sene Sonra vesikaya bindi Bizim burda, içerde Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsiz
Ben içeri düştügüm sene, ikincisi başlamamişti henüz Daşov kampinda firinlar yakilmamiş, atom bombasi atilmamişti Hiroşimaya Bogazlanan bir çocugun kani gibi akti zaman Sonra kapandi resmen o fasil, şimdi üçünden bahsediyor amerikan dolari Fakat gün işigi her şeye ragmen, ben içeri düştügümden beri Ve karanligin kenarindan, onlar agir ellerini kaldirimlara basip dogruldular yari yariya
Ben içeri düştügümden beri güneşin etrafinda on kere döndü dünya Ve ayni ihtirasla tekrar ediyorum yine ´Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar. Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar, Ve kahreden yaratan ki onlardır, Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır´
Ve gayrısı Mesela, benim on sene yatmam Laf´ı güzaf... Nazım Hikmet
Orhan Kemal...Türk Edebiyatının okumaktan zevk aldığım en önde gelen yazarlarından biri kesinlikle.İlk tanışmam bir kütüphanede tesadüfen oldu.Kapağına mı kapıldım hatırlamıyorum ama bu tesadüf bana çok renkli bir dünyanın kapılarını açtı.İnanıyorumki Orhan Kemal kitaplarını hakkını vererek okuyan her okur kolay kolay kopamaz yazarından.Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitabında sıkıldığımı hatırlamıyorum.Son olarak Adana'nın kenar mahallerindeki açlığı,sefaleti gözler önüne serdiği,ekonomik zorlukların aile ilişkilerini nasıl derinden etkilediği o güzel romanı Eskici ve Oğulları'nı okudum.Tüm romanlarında olduğu gibi burada da yazarın kahramanları gerçek kişiler.Biraz daha zorlasanız sanki oturup onlarla sohbet edecek ya da bir kenar mahalle lokantasında hem karnınızı doyuracak hem de kafaları bulacaksınız.Ciddi bir gözlem gücünün eseri bu kitaplar.Hanımın Çiftliği,Murtaza,Cemile,Baba Evi,72.Koğuş,Bereketli Topraklar Üzerinde gibi kitaplardan sonra belki biraz geç kaldığım bir kitaptı,Eskici ve Oğulları.Kütlü toplamak gibi bir işte çalışmaya mecbur kalan kardeşlerin hayallleri vardır,burda.Oradan kazandıklarıyla tekerlekli de olsa bir eskici dükkanı açıp o Topal Eskici babalarının ağır sözlerinden kurtulacaklardır.İstedikleri gibi dayayıp döşeyip keyiflerine göre işlerini yapacaklardır karışıp edenleri olmadan.Ama bekledikleriyle karşılaşamayıp üstüne oğul veren sivrisineklerin belasına sıtmayı da kapıp baba evine kendilerini zor atacaklardır.
Eğer hala bir Orhan Kemal okuru değilseniz bence daha fazla zaman kaybetmeyin ve başlayın o güzel kitapları birbir okumaya...