17 Eylül 2013 Salı

Karışık karmaşık



Hiç yoktan boktan bir acının içine düştük,
Hiç yoktan
Pencerenin sarı ışığını gözledik
Bazen ellerimiz ceplerimizde
Belki perdenin sarsılması bile
bir tebessüm için yeterdi.
Şanslıysak,gül bahçesindeysek eğer
Göz göze gelmişsek,açmışsa dallarında güller
Uzakta çok uzakta martı sesleri çalınmışsa kulaklarımıza
Kaldırıp kafayı göğe
Haykırmalıydık sanki.
Güzeldi çünkü dünya,
Güzeldi yaşamak
Güzeldi gözlerinin içine bakıp
Bu acının içinde kaybolmak…

14 Eylül 2013 Cumartesi

Kayboluş


















Anne
Güzel mi kızın?
İyi mi oğlun?
Babam köşesinde mi hala?
Mutfak pencerende duruyor mu küpeli?
Kiremit duvarlar ısınır mı yaz günleri?
Çatıdan süzülür mü yağmur isli?
Anne
Garipsedin bilirim bu gidişi
Beklersin geleyim
Uzak bir silüet gibi 
Buğulu,karmaşık…
Yaklaşıp atılayım boynuna sonra.
Mis gibi mis gibi koklayayım boynunu.
Bir bilsen yumruktur boğazımda hayallerim
Yutkunamam
Sana gözyaşı bana mümkünsüz bir beklenti
İşte papatya biter çokluk toprağımda
İsterim toplayıp getireyim taç yapayım başına
Bundandır işte umarsızlığım.
Ben yittim anne…






6 Eylül 2013 Cuma

Ebedi



Bir serçe su içer şimdi içimde
Ürkek,telaşlı
Nasıl korumuşsa meyvesini o ceviz
Titrerim üstüne,alsam avucuma
Açarsam ellerimi kaçacak sanki
Tutarsam yüreciği küt küt
Ne demeli şimdi ona
Yalanım yok anlasa
Anlasa  burasıdır yuvası
Dolaşa dursa ağaç dallarında
Şehir meydanlarında
Akşam olunca dönüp gelse içime
Ekmek kırıntılarıyla doysa
Su içse,kana kana içse
Alsam  sonra yine  avucuma
Masum bir öpücük kondursam
Belki bilir ebedi yurdunu
Vatanın burası desem
 hüküm sür toprağında…

5 Eylül 2013 Perşembe

Durdun


Durdun durdu dünya
Baktın gözlerine,
Yok gayrısı artık
Gün ağardı bak
Boyadı sarıya evleri
Yola koyuldu uykulu babalar…
Ana kucağında uyuyan bebeler
Açar gibi oldu gözünü.
Sonra bir daha durdun
Durmuştu zaten dünya
Kızıla boyandı yer,gök…
Ellerinde poşetler tozlu yolları aşıp da
Geldi o emek varsılı babalar.
Topladı eteğini koca ana
Tuttu kolundan bebenin.
Pişirdi eteklerindekiyle aşını.
Dedim ya kenar mahalleye erken iner akşam 
Erken iner kaygılar erkenden
Gün batar batmaz,
Sokak lambaları yanıp
Kapılar kapanır kapanmaz
Durdun evet
Ve durdu dünya…


13 Ağustos 2013 Salı

Hâlâ


               


Gözleri çocuk hala.Mavi mavi,çakmak çakmak gözleri…Hala beş yaşındaki bir çocuk.Kenar mahallenin çamurlu sokaklarında üstünü başını batırmış bir çocuk.Üç tekerli bisikletiyle atlaslarda,sonsuz hayaller dünyasında kaybolan bir çocuk.Sorarsan ona ayakları yere değsindir.Oturduğu divanın ucuna ucuna oturur bu yüzden.Yine de değmez ayacıkları bir türlü yere.İşte çocuktur en fazla.Kimsenin görmediği bir çocuk.Gizlinin saklının yanında hiç umursanmadan konuşulduğu bir çocuk.Kara kışın sıfatına yakışır günlerinde sobanın kıyıcığına sokuluvermiş,yanakları al al bir çocuk.İlk ritm derslerini sobanın üzerine dökülüp patlayan su damlacıklarından alan.Pencerenin buzunu minicik elleriyle çözemeyince nefesindeki sayısız hohlamaya bırakan bir çocuk.Güç bela açtığı aralıktan serçe kuşlarının haline acıyan bir çocuk.Keşke içeri alıp da yüreğinin sıcağına koyabilsem diye düşünen çocuk.Kavak ağaçlarının boy verdiği,gri gökyüzüne  mavi gözleriyle can vermeye çalışan mini mini bir çocuk…

Şimdi gözleri hala çocuk.Adam olmuş yüzünde büyümemiş bir çocuk selamı.Ayacıkları yere değen,sobanın huzur veren sıcağını arayıp duran o çocuktan,çocukluktan geriye kalan bir çift derya deniz göz.Kim bilir hala çocuk,hep çocuk…


14 Mart 2012 Çarşamba

Hoş geldin vicdan azabım!








Bir ben kaldım şimdi
Tek yakın bana
Ama ben eskiden de
Hep böyle
Yalnız çıkardım yola...diyen  Metin Altıok'u

"hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
yarım kalmış
duvar yazıları
hoşça kal
bir gün gelecek
akacak yeraltı suları
hoşça kal
yakut, bezirgan, gön
hoşça kal eski zaman
aktarları
gidiyorum
bu şehri bu yağmuru
bu düşleri
bu aşkı bu kavgayı bu kederi
 size bırakarak diye bizi sözcüğün büyüsüne kaptıran Behçet Aysan'ı




Dünya dünya yalan dünya
Beni benden alan dünya
Haksızlara kalan dünya
Zalımlara kalan dünya

Tatlıdır içilir suyu
Kimseye benzemez huyu
Nice Muhlis Akarsu’yu
Yedin yine doymadın mı

Dünya dünya yalan dünya
Beni benden alan dünya
Haksızlara kalan dünya
 Zalımlara kalan dünya sazını,sözünü birleştiren Muhlis Akarsu’yu




Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

 Nesimi der ki ey füze yapanlar
Acımasız zalim cana kıyanlar
Bırak ey yaşasın bütün insanlar
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
                                                   Son bulsun savaşlar kimse ölmesin'le kendi celladına bile barış eli uzatan Nesimi babayı....








Ekildik, toprak olduk
Çekildik, bayrak olduk
Döküldük, yaprak olduk
Geldik bugüne

Ekmeği bol eyledik
Acıyı bal eyledik
Sıratı yol eyledik
Geldik bugüne

Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Ya nasıl kıyarız insana

sözlerini o güzel sesiyle dillendiren Hasret Gültekin'i...






Ve kaybedilen,kaybettirilen  diğer  insanlarımızın maruz kaldıkları insanlık dışı hareketi dün yüzsüzce tozlu raflar ardına kaldırdık.Evet ortaçağ'ın engizisyon mahkemelerine ürkerek bakan bizler sadece 19 yıl önce kameraların neredeyse canlı yayına geçeceği bir zamanda 37 insanın yakılarak öldürülmesini seyrettik.Şimdi de son görevimizi yaptık.Madem siz yandınız davanız da yansa,yok olsa ne çıkar?Çünkü yüreklerin kulakları sağır değil mi?




Evet hoş geldin vicdan azabım sıra sende!!




6 Mart 2012 Salı

Şart kipi

Gidersen daha da kararır dünya
Güneş daha soluk doğar ve ısıtmaz olur kimseleri
Gidersen değişir yağmurun olmayan rengi
Süzülür sokaklardan belki eskisi gibi
Mis gibi kokan ekmekler için bekleşen insanlarda olmaz
Başlarında bere, ellerinde eldiven
Küçük çocuklar da yapmazlar artık sevimli kardan adam
Gidersen serçeler uğramaz olur pencereme
Koyduğum ekmek kırıntıları öylece kalıverir
Sokak kedileri sırnaşmaz artık ayaklarıma
Uzun uzun uluyan sokak köpekleri
Uğramaz olur semtime
Gidersen ben …
Ama kalırsan
Güneş gülücükler dağıtır insanlara
Toprağı doyurur o güzelim yağmur
İnsanlar sevgiyle bakar birbirine
O yanakları kırmızı çocuklar
Büyüdüklerini düşledikleri hayaller kurarlar
Penceremin müdavimi serçeler boncuk boncuk oluverip toplaşırlar
Biraz sohbet ederiz anlatırlar her şeyi…
Kalırsan eğer gitmezsen yeni bir dünya kurulur hemen
Umuda ve sevgiye dair ne varsa dile gelir
Şarta dair ne varsa sökülür arkandan
Gerisin geriye gelir…


Ben İçeri Düştüğümden Beri




Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ´Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...´
Bana sorarsanız: ´On senesi ömrümün...´
Bir kurşun kallemim vardi, ben içeri düştügüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsaniz: ´Bütün bi hayat...´
Bana sorarsanız: ´Adam sende bi hafta...´
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştügümden beri
Yedibuçugu doldurup çikti.
Dolaşti dişarda bi vakit,
Sonra kaçakçiliktan tekrar düştü içeri, alti ayi doldurup çikti tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocugu olacakmiş baharda...

Şimdi on yaşina basti, ben içeri düştügüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yilin titrek, uzun bacakli taylari,
Rahat, geniş sagrili birer kisrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanlari hala fidan, hala çocuktur.

Yeni meydanlar açilmiş uzaktaki şehrimde, ben içeri düştügümden beri...
Ve bizim hane halki, bilmedigim bir sokakta, görmedigim bi evde oturuyor

Pamuk gibiydi bembeyazdi ekmek, ben içeri düştügüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsiz

Ben içeri düştügüm sene, ikincisi başlamamişti henüz
Daşov kampinda firinlar yakilmamiş, atom bombasi atilmamişti Hiroşimaya
Bogazlanan bir çocugun kani gibi akti zaman
Sonra kapandi resmen o fasil, şimdi üçünden bahsediyor amerikan dolari
Fakat gün işigi her şeye ragmen, ben içeri düştügümden beri
Ve karanligin kenarindan, onlar agir ellerini kaldirimlara basip dogruldular yari yariya

Ben içeri düştügümden beri güneşin etrafinda on kere döndü dünya
Ve ayni ihtirasla tekrar ediyorum yine
´Onlar ki;
toprakta karınca,
su da balık,
havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır´

Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf´ı güzaf...

Nazım Hikmet

Orhan Kemal üzerine...

Orhan Kemal...Türk Edebiyatının okumaktan zevk aldığım en önde gelen yazarlarından biri kesinlikle.İlk tanışmam bir kütüphanede tesadüfen oldu.Kapağına mı kapıldım hatırlamıyorum ama bu tesadüf bana çok renkli bir dünyanın kapılarını açtı.İnanıyorumki Orhan Kemal kitaplarını hakkını vererek okuyan her okur kolay kolay kopamaz yazarından.Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitabında sıkıldığımı hatırlamıyorum.Son olarak Adana'nın kenar mahallerindeki açlığı,sefaleti gözler önüne serdiği,ekonomik zorlukların aile ilişkilerini nasıl derinden etkilediği o güzel romanı Eskici ve Oğulları'nı okudum.Tüm romanlarında olduğu gibi burada da yazarın kahramanları gerçek kişiler.Biraz daha zorlasanız sanki oturup onlarla sohbet edecek ya da bir kenar mahalle lokantasında hem karnınızı doyuracak hem de kafaları bulacaksınız.Ciddi bir gözlem gücünün eseri bu kitaplar.Hanımın Çiftliği,Murtaza,Cemile,Baba Evi,72.Koğuş,Bereketli Topraklar Üzerinde gibi kitaplardan sonra belki biraz geç kaldığım bir kitaptı,Eskici ve Oğulları.Kütlü toplamak gibi bir işte çalışmaya mecbur kalan kardeşlerin hayallleri vardır,burda.Oradan kazandıklarıyla tekerlekli de olsa bir eskici dükkanı açıp o Topal Eskici babalarının ağır sözlerinden kurtulacaklardır.İstedikleri gibi dayayıp döşeyip keyiflerine göre işlerini yapacaklardır karışıp edenleri olmadan.Ama bekledikleriyle karşılaşamayıp üstüne oğul veren sivrisineklerin belasına sıtmayı da kapıp baba evine kendilerini zor atacaklardır.

Eğer hala bir Orhan Kemal okuru değilseniz bence daha fazla zaman kaybetmeyin ve başlayın o güzel kitapları birbir okumaya...